Enver Paşa ve Âbide-i Hürriyet

İnanılmaz bir duygu ve özlemdi Enver Paşa’yı Enver Paşa ve Âbide-i Hürriyet Meydanında bulunan kabrinde ziyaret etmek. Kabrin bulunduğu alana girmek kolay olmadı aslında. Bazı özel güvenlik gerekçeleri ile kapalı idi. Bulunan görevliye giderek ziyaret için Bursa’dan geldiğimizi belirtip anlayışla karşıladı ve Adliye içerisinde yer alan giriş kapısından ziyarete imkan sağladılar. Teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

İnanın bambaşka bir duygu idi Enver Paşa’nın huzurunda ve Âbide-i Hürriyet Meydanında olmak. Tarihimizin en tartışmalı isimlerinden birisi olmuştur hep Enver Paşa. Ancak Enver Paşa ve arkadaşlarına hain gibi lafları söylemek cehaletin ve ihanetin ağa babasıdır. Bu ithamlarda bulunanlar ne Enver Paşa’yı okumuşlardır ne dönemi ve şartlarını anlamamışlardır.

Âbide-i Hürriyet Meydanı, Etrafı, 31 Mart Vakası’nda öldürülmüş 71 asker ile İttihat ve Terakki hareketinin önde gelen isimlerinden daha sonraki yıllarda buraya defnedilenlerin mezarlarının yer aldığı bir mezarlıktır. Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Türbesi ile Mithat Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa’nın mezarları bu anıtın çevresindeki mezarlardandır.

Bu devlete ve millete hizmet eden unutulmaz kahramanlardır bu isimler. Hataları var mıydı? Elbette hepimiz insanız ve hataları olabilir. Ancak bu hatalar böylesine Mukaddes insanlara hiç kimsenin hain yaftasını vuramaz, diyemez.

Ama Balkan Savaşlarında, bize kafa tutmaya yeltenen Bulgar ordusuna karşı özellikle Çanakkale Savaşlarında Türk Ordusunu yeniden toparlayan ve bir araya getiren isim Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa öncülüğünde Mustafa Kemal ve tüm kahraman Türk Subayları tarafından yapılmıştır. Verdikleri heyecanla yaşananları milli hale getirmişler ve halkta da bu hissiyatı uyandırmışlardır. Dağılan imparatorluğun yok olmasını uzatmak için ellerinden gelen gayreti göstermişlerdir.  

Bu uzun girizgah sonrası Âbide-i Hürriyet Meydanından bahsedelim.

31 Mart Vakası’nda hayatını kaybeden üçü subay 71 asker isyanın bastırılmasından sonra “Hürriyet Şehidi” ilan edilerek 26 Nisan’da düzenlenen büyük bir cenaze töreni ile Şişli’nin en yüksek tepesine defnedilmişlerdi. II. Mehmet’in İstanbul’u kuşatması sırasında otağını kurduğu yerlerden biri olduğu düşünülen tepeye “Hürriyet-i Ebediye Tepesi” adı verildi. Bu tepede şehitlerin ve Osmanlı meşrutiyetinin anısını cisimleştirecek bir anıt dikilmesi kararlaştırıldı.

Abide-i Hürriyet Anıtı, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’da yönetime karşı gerçekleştirilen ve 31 Mart Vakası olarak anılan ayaklanmada ölenlerin anısına yaptırılmıştır. Ayaklanma, Rumî takvime göre 31 Mart 1325’te (13 Nisan 1909) başlamış ve 13 gün sürmüştür.

Diğer adı Hürriyet-i Ebediye Abidesi olan anıt, Şişli’nin kuzeybatısındaki Hürriyet-i Ebediye Tepesi’nde, Adalet Sarayı’nın yanında, geniş bir alanda yer almaktadır. Mahmut Şevket Paşa Türbesi, Enver Paşa Anıt Mezarı, Mithat Paşa Anıt Mezarı, Talat Paşa Anıt Mezarı ile Mithat Şükrü Bleda, Eyüp Sabri Akgöl ve Atıf Kamçıl’ın mezarları da bu alanda bulunmaktadır.

31 Mart ayaklanmasının bastırılmasında önemli roller üstlenen Mahmut Şevket Paşa’nn 11 Haziran 1913 günü suikast sonucu öldürülmesinden sonra türbesi Abide-i Hürriyet Anıtı yanında inşa edilmiştir. Bu olay, anıtın bir İttihatçı mezarlığına dönüştürülmesinin önünü açtı. 1921’de Berlin’de suikast sonucu öldürülen Talat Paşa’nın 1943’te Türkiye’ye getirilen cenazesi Mahmut Şevket Paşa’dan sonra Abide-i Hürriyet Meydanı’na getirilen ikinci cenaze olmuş ve onu başka cenazeler izlemiştir.

Abide-i Hürriyet Meydanın’na defnedilen İttihatçılar, defin sırasına göre şöyledir :

Sadrazam Mahmut Şevket Paşa (1856-1913), birlikte şehit olan koruması Kazım Ağa ve Yaveri İbrahim Efendi.

Sadrazam Talat Paşa (1874-1921. Şehadeti ve ilk defni: Berlin. Yeniden defni: 25 Şubat 1943)

Milletvekili (6. ve 7. Dönem) Atıf Kamçıl (1884-1947)

Sadrazam Mithat Paşa (1822-1884. Ölümü ve ilk defni: Taif,Suudi Arabistan. Yeniden defni: 26 Haziran 1951)

Milletvekili (1., 5. ,6. 7. Dönem) Eyüp Sabri Akgöl (1884-1953)

Milletvekili (3.Dönem) Mithat Şükrü Bleda (1874-1956)

Harbiye Nazırı Enver Paşa (1881-1922. Ölümü ve ilk defni: Çeğen, Tacikistan. Yeniden defni: 4 Ağustos 1996)

VE ENVER PAŞAYI ANLAMAK!!!

Bitip gidiyor, yitip gidiyoruz. Kum saatinin içindeki kum tâneleri kadar küçük ama bir o kadar da fazlayız. Adına savaş denen, kıyâmet kadar korkulan kelimeyi bizim üzerimize kurmuşlarken, en az kıyâmet kadar korku salacak bir yiğit çıkardık biz milletçe. O yiğit, savaşın seyrini öyle bir değiştirecekti ki… Osmanlı’nın ezilmeye çalışılan izzetinefsini çiğnetmeyecek, memleketin her karış toprağını nâmusu sayacak kadar onurlu bir subaydı. O, yiğitler yiğidi Gazi-i Namdar İsmail Enver Paşa’ydı. Sultan Alparslan’dan beri kanla sulanmış bu toprakların, bu ırmakların… Rengini, milletinin döktüğü kandan almış ay yıldızlı al bayrağın vebali, her Türk’ün omuzlarına bindirilmiş fakat artık eskisinden daha ağır gelen, bu sefer uğruna daha büyük bedeller isteyen kanlı günler kapıdaydı.

Bizimdir Enver Paşa…

Enver Paşa hatasıyla sevabıyla yakın tarihimizin önemli bir simasıdır. Tarihin geçmişte kalan olayları yargılayıp doğru kararlara varacağından şüphemiz yoktur. Enver Paşa gerçek bir vatansever, milliyetçi idealist çok dürüst bir askerdir. Enver Paşa Türk halkının gözünde bir kahramandır.

İsmet İnönü, 23 Ekim 1973 Salı günü Türk Tarih Kurumu’nda ‘İstiklal Savaşı ve Lozan’  başlıklı bir konferans vermiştir. (Konferans kitapçığı 2018 yılında ki Türk Tarih Kurumu tarafından basılmıştır.) Bu konferansta, Enver Paşa hakkındaki, şahsi görüşlerini de dile getirmiştir. Konuyla ilgili beyanatını aynen naklediyorum:

”Enver Paşa pek genç yaşta Harbiye Nazırı oldu. Başlıca iki derdi vardı o zamanki ordunun. Birincisi, yetişme itibariyle zayıftı bu sebepten dolayı; ikincisi, siyasete karışmıştı, ordu yapmıştı ihtilali. Genç rütbede, herhangi bir rütbede siyaset yaptıktan sonra, o siyasetin ordu subayının hayatı ve ideali üzerinde başka bir tesiri vardır. Kendi mesleğinde temayüz etmek, iyilik yapmak, ufuklarını açmak için aranan şartlar başkadır. Siyasette bilhassa akıl vermek ve devirmek tecrübesini yapan subaylar için birinci derecede söz sahibi olmak usulü başkadır. Siyasi meslek çok daha kolay gelir ve bir daha onunla zehirlendikten sonra o ordunun ordu vazifesini, harp vazifesini yapması güçlenir. Enver Paşa Harbiye Nazırı olduğu zaman burasını biliyordu. Gayet cesur, gözü pek bir adamdı. Gençti, enerjisi yerindeydi. İlk işi, orduya siyaset yüzünden girmiş ve kaybedilmiş olan disiplini iade etmek, yaptırmak ve ordu subay telakkisi bakımından orduyu yeniden kurmaktı. Fakat umumi olarak ordu insiyatifinden ayırmak için gayet titiz davrandı. Orduyu teşkil etmek için gayret sarf etmiştir ve iyi bir ordu yapmıştır. Tasavvur ediniz, Balkan Harbi’nde, bir meydan muharebesinde nefer vazifesini yapamayan subaylar varken, Çanakkale’de dünyanın bütün ateşleri altında ordu, istisnai harpler vermiştir.”

******

Diğer yandan İsmet İnönü şahsi hatıratında ise, Enver Paşa’dan şu şekilde bahsetmektedir:

 “Enver Paşa Balkan Harbi’ni yapan orduyu tümüyle değiştirmiş ve yeni bir ordu kurmuştur. Yeni ordunun kurulmasında ve bu ordunun ümitsizlikten kurtulup yeni bir çalışma şevkine sahip olmasında Enver Paşa’nın kuvvetli disiplini etken olmuştur. Ordu böyle kuruldu ve ordunun yetiştirdiği kadro, bu ordunun yetiştirdiği kumandanlar Milli Mücadele’nin belkemiği olan insanlardır.”

Sonuç olarak, İsmet İnönü’nün, Enver Paşa hakkındaki bu beyanatının büyük ölçüde devrin koşullarına göre dile getirilmiş ve objektif bir değerlendirme olduğu görülmektedir. Bir konunun da özellikle altını çizmek istiyorum: Nefret tarihçiliği yapmak tarihimize ve ülkemize yapılan en büyük kötülüklerdendir. Tarihi ideolojik malzeme devşirmek için değil, “gerçeği anlamak” için okumalıyız. İnönü’ye de, Enver Paşa’ya da gerçeğin ötesinde bir karalama kampanyası ile yıllardır itibar saldırıları yapılıyor. Bu saçmalığa son vermek ise tarihçilerimizin elindedir.

Haftaya ise sizlerle Talat Paşa ile birlikte olacağız…

Ziya Gökalp’ın Enver Paşa’ya yazdığı şiir:

Bir kalbsin ki tereddüdsüz, şüphesiz,

 Bir ruhsun ki iradeli, imanlı;

Sen olmasan ihtimâl ki şimdi biz

 Kalacaktık Avrupa’da bühtanlı.

Herkes me’yus iken şendin ümidvâr,

 Bu millete ancak senden ümid var…

 Mağlûb idik, sen etmedin tereddüd,

 Dedin: «Bu il yine galib olacak.»

Ordumuzda yaptın ânî teceddüd,

 Dedin : «Biziz harbe tâlib olacak.»

Siyasette ittifaklar dokudun

 Yedi çara birden meydan okudun…

 Biz hepimiz şüphelerin içinde

İken, vardı sende büyük itminan,

 Arş’tan sana ya ilâhî bir müjde

 Verilmişti, yahud kudsî bir ferman.

 Biliyordun nedir Hakk’ın muradı.

O imanla açtın büyük cihadı…

Tarih diyor: «Bütün büyük fatihler

 Milletleri gibi Hak’tan mülhemdir.»

Bugün halk da senin gibi mübeşşer,

 Yalnız sana vâzıh, ona mübhemdir :

 Semalardan gelen gizli Hak sesi

«Türkler artık kurtuluyor» müjdesi…

Ziya GÖKALP