ILIPINAR DEĞERLERİ DEPODA ÇÜRÜMEYE TERK EDİLEMEZ

Herkes yazdı-çizdi elinden geldiği kadar Ilıpınar’a dikkat çekmeye çalışıyor. Ama su kaynağından başka görüp dikkat ettikleri konu yok.

Yıllardır tüm yayınlarımda ve yazdığım yazılarda Ilıpınar olayına dikkat çekmeye çalışan ve bir dönem yaptığım yayınlarda da sürekli Ilıpınar olayını gündeme getiren biri olarak hiç olmazsa artık bilinçlerde yer edilmesinden dolayı mutluyum.

Ancak burada herkesin atladığı ve yanıldığı bir konuyu belirtip asıl dikkat edilmesi gereken konuya işaret etmek isterim.

Ne yazık ki Ilıpınar’ın önemini sudan ibaret zannedip su kaynağının kurumasına odaklanarak asıl önemli konuya değinilmedi.

İbre ve dikkat hep su konusuna yöneldi.

Ilıpınar’ı önemli kılan su kaynağı olması değil, içinde barındırdığı tarihi değeri ve sahip çıkamamışlığımızdır.

Velhasılıkelam Ilıpınar su kaynağından ibaret değildir.

Neden değildir?

Kısaca Ilıpınar’dan ve ilçemiz hatta Bursa hatta ve hatta İstanbul’a kadar önemi nedir ondan bahsedelim.

Ilıpınar’da İlk defa 1948 yılında İ. Kökten; 1960 yılında J. Mellaart; 1964 yılında Cullberg ve 1965 yılında D.H. French tarafından araştırılmış; 1987 ile 1995 yılları arasında; İstanbul Hollanda Tarih ve Arkeolojisi Enstitüsü adına J. Roodenberg yönetiminde kazılmıştır. Kazı; yaklaşık olarak 1.200 metrekarelik bir alanda gerçekleştirilmiştir. Kazı alanı olarak tepenin merkezi; doğu ve güneybatı kesimi seçilmiştir. Yolun oluşturduğu kesitte temizlenerek; kesit kazısı ile höyüğün tam tabakalanması anlaşılmaya çalışılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.

Ilıpınar‘da yapılan kazılarıda, ilk yerleşimin yaklaşık M.Ö 6000’li yıllara dayandığı keşfedilmiştir. Höyükte toplam 6 yerleşim katı bulunmaktadır. Bulunan bu yerleşim katmanlarındaki araştırmalar sonucunda Ilıpınar‘daki binaların inşaasında bölgenin orman bakımından zengin olması nedeniyle ahşap ve kerpiçin bir arada kullanıldığı keşfedilmiştir.

Ilıpınar Höyüğü kazılarıyla başlatılmıştır. Bu araştırmalar, göreceli kronoloji ile tarihlendirilen Fikirtepe ve Temenye Höyüğü (Pendik) konusunda kesin tarihlendirmeye olanak sağlamıştır. Esasen Ilıpınar, Menteşe Höyüğü, Marmaracık Höyük, Barcın Höyük Fikirtepe Kültürü’nün yayılma bölgesi olarak kabul edilmektedir.

Evet değerli okular su elbette bizim için önemli ancak Ilıpınar’a değer katıp önemli kılan nedeni bu özet bilgi sonrası daha iyi kavradığımızı düşünüyorum.

Şimdi iki önemli tespitle devam edelim.

Bursa’da iki önemli müzeden bahsedeceğim öncelikle sizlere.

İlki Bursa Heykel’de bulunan Kent Müzesi. Müzeye girdiğimizde Bursa’nın tarih şeridi yer alır. Ne hikmetse bir tek Orhangazililerin bir tek farkında olmadığı bir önemle “Bursa’da İlk Ayak İzleri” başlığı ile Bursa’nın geçmişi-tarihi sıralamasında ilk sırada Ilıpınar yer alır. Bursa’nın hatta ve hatta bölgede en eski yerleşim yerini Ilıpınar’la başlatıp geniş bilgilere yer verip görsellerle de geniş bir ayrılmıştır Orhangazi’ye…

Ilıpınar dışında Bursa bölgesinde yer alan höyükler ise “Diğer” başlığı altında fotoğrafsız ve görselsiz şekilde sadece yazı ile belirtilmiştir. Ziyaretin yaptığım ve bahsettiğim Kent Müzesi’nde ki Ilıpınar önemini paylaştığım fotoğraflardan da görebilirsiniz.

İkinci müze ise Merinos’ta yer alan Bursa Göç Müzesidir. Burada da aynı şekilde Bursa tarihi ile bilgiler verilip bir tarih şeridi ile Bursa Göç tarihine girilmiş. Orada çektiğim fotoğrafı da sizlerle paylaşıyorum. Sizlerinde gördüğü üzere daha müzenin girişine konulan “Medeniyete Doğru” başlığı adı altında Bursa’nın tarihinden bahsederken ilk sırada Ilıpınar yer almaktadır. Ilıpınar ile ilgili burada detaylı bilgi verilirken öbür höyükler içinde diğer denilerek Ilıpınar’a atıfta bulunup kısaca bahsedilmiştir.

Fotoğraflarda da gördüğünüz üzere durum bu kadar önemli ve ne yazık ki bir tek Orhangazi’yi yıllardır yönetenlerin farkına varmadığı bir yerdir Ilıpınar ve asla su kaynağından ibaret olarak değerlendirilmemelidir.

Şimdi gelelim Tarihi Eserler İznik’te Depoda Çürümeye Terk Edilemez dediğimiz cümlemize.

Ilıpınar’da kazılar ilk başladığı günden sona erene kadar ne yazık ki Orhangazi’de ki beceriksizlik yüzünden çıkan eserler İznik Müzesinde sergilenmekte idi. İznik Müzesi uzun yıllar tadilat gerekçesi ile kapalı idi. Nihayetinde yıllar sonra geçtiğimiz yıl tadilatı bitti ve hemen İznik Müzesine giderek Ilıpınar eserlerine bakmaya gittim. Gördüğümüz manzara ise şok etti bizleri. Bölgenin en önemli ve en eski yerleşim yeri olan Ilıpınar’dan çıkan tarihi eserler ortada yok ve sergilenmediğini gördük. Orada bulunan yetkiliye soruduğumuzda ise; “Depodalar. İznik çıkışına yapılacak arkeoloji müzesinde ileriye doğru sergilenecek” cevabı ile ikinci şoku yaşadık. Durumu Orhangazi Kaymakamı ve Orhangazi Belediye Başkanı olmak üzere ilçede ki tüm yetkili mercilere ilettik. Ancak hala Orhangazi’nin depoya kaldırılan eserleri ile ilgili kimse kılını kıpırdatmadı. Buradan yetkililere bir kez daha çağrıda bulunarak duruma el konulması gerektiğini hatırlatıyorum.

İşte bu yüzden Ilıpınar’ı su kaynağına hapsetmeyin. Asıl görülmesi gereken ve yazıp çizilmesi gereken konuya odaklanmanız gerekli diye düşünüyorum.

Şu konuyu da özellikle belirtmek isterim:

İlçemizde uzun süreli belediye başkanlığı yapan rahmetli Turgut Ünlü bazı girişimlerde bulundu.

Roma ve Genç Helenistik dönemi bugüne taşıyan höyüğün bulunduğu bölgeyi istemiş, ancak Ankara`dan vize alamamıştı.

Amacı…

Bölgeyi açık hava müzesine dönüştürmekti.

Yıllar önce Ilıpınar`a gittiğimizde gördüğümüz manzara kıyısında çamaşır yıkayan kadınlar ve etrafında oynayan çocuklardı.

Böyle bir tarihi mirasın Orhangazi ile bugüne kadar bütünleşememesi bir talihsizlik olsa gerek.

Çünkü…

Hem İznik Gölü`nün doğusundaki tarih tarlası, hem de batı ucundaki Ilıpınar, 50 milyon turist hedefinin dile getirildiği bir süreçte çok önemli bir rol üstlenebilir.

Yeter ki çok geç kalınan çalışmalar bugünden yeniden çalışmalar başlayabilsin…

Bu arada sadece Ilıpınar`da höyük bulunmuyor.

Orhangazi Yeniköy altlarındaki Tepecik Höyüğü, İznik Gölü`nün doğusunda Körüstan, Üyecik Tepe, Karadin höyükleri de var.

Özetle değerli okurlar Orhangazi bu adımlarla cazibe merkezi haline gelebilir.

Sadece höyükler üzerini bir turizm güzergahı çizilip, bunu pazarlamak mümkün olabilir gibi duruyor.

Tabii bu höyüklerin özellikleriyle gezilebilir hale getirilmesi koşuluyla…