Kayıplar ayı Ocak

Öyle büyük değerleri Ocak ayına sonsuzluğa uğurladık.
İçimizi yakan suikastlar ve ölümler Ocak ayında gerçekleşti birçoğu.
Ben benim için, benim hayatım için önemli olan kayıplardan bahsediyorum. Yoksa bu ay içinde geberen Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları da var. Ateşleri bol olsun.
Şöyle bir sizlerle paylaşalım bi çırpıda Ocak ayında yitirdiklerimizi;
Hz. Ali, Zübeyde Hanım, Uğur Mumcu, Ali Gaffar Okkan, İsmail Cem, Hayrettin Karaca, Rahşan Ecevit, Fatma Girik, Ece Uslu, Azer Bülbül, Halide Edib Adıvar, Ali Fuat Cebesoy, Safiye Ayla, Refik Atay, Kazım Karabekir ve Kamer Genç…
Biz sevdiklerimizi, toplumu ayrıştırmayıp ortak değerlerimizi anacağız.
Elbette öncelikle Müminlerin Emiri Hz. Ali Efendimiz 28 Ocak/29 Ocak 661’de şehit edildi.
Kabe’de dünyaya gelen ilk ve tek insan Hz. Ali…
Hz. Peygamberimizin tabiri ile ilmin kapısı olan Hz. Ali Efendimiz bilgisi ile herkesin müracaat ettiği tek kapı idi. Öyle ki Kur’an ve hadis konusundaki derin ilminden dolayı hem Hazreti Ebubekir’in hem de Ömer’in özellikle fıkhi meselelerde fikrine müracaat ettikleri bir sahabe olan Hazreti Ali’nin, Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği günün İslam tarihi için başlangıç kabul edilmesine dair teklifi de kabul edildi.
Biz vefatından 1362 sene sonra Muaviye ve Yezit olmak üzere günümüzün temsilcilerine lanet okumaya devam ediyoruz. Çünkü biz Hz. Muhammed diyoruz, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Ehlibeyt diyoruz…

Unutulur mu hiç Molla
Zübeyde Anne.
Sarı Mustafa’sının, Bozkurtu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Molla Zübeyde anne o da bir ocak ta tam 100 yıl önce 14 Ocak 1923’de aramızdan ayrıldı.
Cennet mekan Haydar Baş Hocamın tabiri ile Molla Zübeyde O da Mustafa’yı doğurduğunda kendisini sıradan bir anne sanıyordu… Ancak daha 50’lerine gelmeden dünyanın en büyük komutanlarından birinin annesi olacağı neredeyse belli olur. Meşakkatli bir hayat yaşayan Zübeyde Hanım’ın küçük Mustafa’yı yetiştirmesi ise Türk milleti için paha biçilemez. Var ol ‘Molla Zübeyde’ en çok da senin ellerinden öpüyorum.
Ve Uğur Mumcu…
Kara ve kanlı 24 Ocak 1993’ün üzerinden TAM 30 yıl geçti.
Kızı Özge Mumcu’nun ifade ettiği gibi; “Bir ailenin yaşamı, eşini, kardeşini, babasını öldürenlerin ortaya çıkarılmasını istemekle mi geçer?”
En önemli Basın ve Demokrasi şehitlerinden biri olan Uğur Mumcu tam 23 yıl önce katledildi. Uğur Mumcu’yu katleden gerçek failler bunca yıla rağmen bulunamadı. Cezalandırılamadı.
Bir kişiye yapılan haksızlığı bütün topluma yapılmış sayan Uğur Mumcu, üzerine gittiği her konuda haklı çıktı. O, kitlelere mal olmuş bir yazardı. Ona göre çağımızın en büyük suçu, haksızlıklara, adaletsizliklere çıkmayarak susmaktı. Uğur Mumcu bu suçu işlemediği için öldürüldü. Ölümü ülkeyi ayağa kaldırdı. Çünkü, öldürülen ülkenin, halkın kendisiydi. Uğur Mumcu ile birlikte öldürülen yığınların düşüncesiydi, özlemleri ve umutlarıydı. Uğur Mumcu cinayeti, hâlâ aydınlatılamamıştır. Neyse ki, ciltler dolusu kitapları vardır ve o kitapları okuyanlar en azından cinayetin arkasında kimlerin olduğunu görebilmektedir.
Ve de Ali Gaffar Okkan…
Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü görevinde iken 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında makâmından Valilik Binası’na seyir hâlinde iken, Sezâi Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflâtun Park arasında, kimliği belirsiz kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu olay yerinde şehit edildi. Bu cinâyet hâlâ çözülememiş olmakla birlikte, ya Hizbullah ya da [PKK] tarafından işlenildiği iddia edilmektedir. Hakkında pek çok gazete yazısı ve kitap yazıldı. Ayrıca Gaffar Okkan’ın hayatını ve bu suikastı konu alan “3310 öldürüldü” isimli kitap Emrah Gürkan tarafından kaleme alındı.
Kaybettiğimiz değerleri rahmetle anıyorum