MÜCADELEYE ORTA ASYA’DA BAŞLADI

Feto’nun pisliğini ilk kez yüreklilikle yazan ilk isimlerden biri olan Cemalettin Aytemür Hoca ilk kez konuştu -2-

Dün başladığımız Cemalettin Aytemür, ile İçimizde ki Haçlılar sohbetine devam ediyoruz. Dün değindiğimiz konuların devamında bugünde farklı konuları sizlere aktaracağız.

SİYONİST SERMAYENİN MAŞASI, CIA AJANI

Cemalettin Hoca, 2008 yılında net dille ilk defa ihanet şebekesi başına hain diyen isimlerin başında yer aldı. Aytemür, 2008 yılında kaleme aldığı kitabında ihanet şebekesi başı ile ilgili şu bilgileri aktarıyor. Hem de 8 sene önce:

“Feto, 1970’lerin ortalarında, masonik merkezlere yaklaştı. Dünyaya hükmeden ve çok gizli ve kirli işler çeviren Siyonist mahfillerle; pek karmaşık ve karanlık ilişkiler ağına takıldı. Hiçbir resmi sıfat ve statüsü bulunmayan, yüksek öğrenim bile yapmayan sade ve samimi bir hoca efendinin değil bakanların ve başkanların bile erişemediği uluslar arası bir protokol pozisyonuyla; Papa ile programlara, politikacılarla pazarlıklara başlamıştı.

O, “Küresel Çetenin” ve Siyonist sömürücü sermayenin, artık sadece bir maşasıydı. Amerika’daki siyanost Yahudi stratejikti,  CAI, Orta Doğu ve CAI Türkiye Masası eski şefi Graham F. Fuller, Feto’ya sahip çıkmakta ve onu yere göğe sığdıramamaktadır. Kahraman rolu oynatılan bir figürandı. Ve onun patron değil piyon olduğu, sonunda zan ve tahminlerle değil, resmi belgeler ve şahitlerle en yakın adamlarının itirafları ile ortaya çıkmıştır” dedi.

RABİN’IN OĞLU FETTULLAH

Annesinin adının “Rabin” olduğunu öğreniyoruz! Halbuki, annesinin ismi “Refia” olarak biliniyor. Refia değil “Rabin” diye beyan ettiğine göre annesinin asıl adı budur. Bu belge ilk kez yayınlandığında; Paralel Medya, Gülen’in annesinin isminin “Refia” olduğunda ısrar etmiş, ağzını bozarak hakikati gizlemeye çalışmıştı. “Rabin” Yahudilerce “kutsal” sayılan isimlerden birisidir! Mister Gülen’in annesinin Müslümanların asla kullanmayacağı bir isme sahip olmasının sebebi nedir? Gülen, annesinin gerçek ismini bundan otuz yıl önce Pasaport İstek Formu’nda beyan ettiğinde Türkiye kamuoyunda pek tanınan ve bilinen bir sima değildi. Aradan geçen bunca yıllık sürede hem kendisi hem de Paralel Yapı annesinin ismini itina ile gizledi. “Refia” ismi ile “Rabin”in üzerini örttüler. Bu mevzuda “çekindikleri hususun” ne olduğunu öngörmek hiç de zor değildir. Fetullah Gülen’in annesi Rabin, “Edirne Müdafii” olarak da bilinen Mehmet Şükrü Paşa’nın ailesindendir. “Şükrüpaşazadeler” diye anılıyorlar.

Mehmet Şükrü Paşa’nın (1857 Erzurum-1916 İstanbul) atalarının, yüzyıllar önce “İspanya’dan Türkiye’ye (Edirne) göç etmiş olan “Sefarad Yahudilerinden” olduğuna dair ciddi iddialar vardır. Şükrü Paşa’nın Edirne’deki İkinci Ordu Birinci Fırka Topçu Komutanlığı’na atanmasından sonra Balkanlar’da “Osmanlı’nın içeriden yıkılması için savaşan” çetelerin azdığına dikkat çekenler, onun Ordu’daki seri yükselişi ile “masonluğu” arasında da bağlantı kurmuşlardır! Osmanlı Ordusu saflarındaki Sabetaycı ve de Mason locasına mensup subayların varlığı -dahası 19. Yüzyıl’ın sonlarından itibaren yaygınlaştığı- ayrıntılarıyla biliniyor. Mesela, 1901 ile 1908 yılının Nisan ayı arasında “Macedonia Risorta” locasında 188 kişinin tekris edildiğini; bunlardan 23’ünün Rumeli’de karargâh kurmuş olan İkinci ve Üçüncü Kolordu’nun üst rütbeli muvazzaf subayları olduğunu Angelo Iacovella’nın “Gönye ve Hilal: İttihat Terakki ve Masonluk” adlı kitabından öğreniyoruz. Macedonia Risorta Locası’nın matrikül listesinde yer alanlar arasında; Sultan İkinci Abdülhamit’e 27 Nisan 1909’da “tahttan indirildiğini” bildiren dört kişiden birisi olan Yahudi asıllı avukat ve siyasetçi Emmanuel Carasso (Emanuel Karasu) da vardır! (Zaman Gazetesinin yaptığı bir haberde Feto’nun yahudi ve ermeni kökenli olduğu iddiaları çürütülmeye çalışıyor)

 YAHUDİ KURULUŞLARIYLA MÜNASEBETİ

CIA şeflerinden Paul Henze’nin yakın dostu Kasım Gülek’in aracılığı ile 1975 yılında mason locasına dâhil olan Mister Gülen’in ABD’deki önde gelen Yahudi kuruluşları ile münasebeti ise 1990’lı yılların ikinci yarısında gelişmiştir… FETÖ’nün “Kâinat İmamı!” 21 Mart 1999’da ABD’ye gitmeden bir yıl kadar önce 12 Mart 1998’de, İstanbul’da “Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı” heyetini kabul etmişti. O dönemde üç günlük bir ziyaret için Türkiye’ye gelen Yahudi Liderler Heyeti, Ankara’da üst düzeyde kabul görmüş; Başbakan Mesut Yılmaz, TBMM Başkanı Hikmet Çetin ve Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’le görüşmüştü.

‘ÇEVİK BİR’E ÖVGÜLER SIRALAMIŞTI

 Nisan 1997’de Refahyol’a “Beceremediniz gidin” diye seslenip darbecilerin safında yer alan Gülen, 28 Şubat sürecinde Çevik Bir’e yazdığı mektupta övgüler sıralamıştır. Fetullah Gülen Yahudi Liderler Heyeti ile buluşmasından kısa bir süre önce 9 Şubat 1998’de Vatikan’da Papa İkinci Jean Paul’ü ziyaret etmişti. Görüşme esnasında Papa’ya sunduğu mektupta aynen şöyle diyordu: “Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz…” Mister Locaefendi, Papa İkinci Jean Paul ile görüşmesinden tam dört ay evvelinde ise (9 Ekim 1997) önde gelen bir Yahudi örgütü olan ADL’in (Anti Defamation League) Başkanı Abraham Foxman ile İstanbul’da kucaklaşmıştır. Buraya dikkat; Vatikan’ın “Dinlerarası Diyalog” projesi, Yahudi örgütü ADL’in de “çok özel misyonları” arasındadır! FETÖ’nün Mister Locaefendi’si hem Hıristiyan hem de Yahudi liderlerle yıllar öncesinden beri bütün hücreleriyle işbirliği içindedir… Bu derin birlikteliğin hedefinde genel manada İslam, özelde de Bağımsız Müslüman Türkiye vardır! Haçlı Siyonist Cephesi’nin İşgal Kuvvetleri Komutanı Gülen’in lokomotifliğindeki FETÖ; 15 Temmuz’da Türkiye’yi ele geçirmek ve eskiden olduğu gibi Batı’nın sömürge devleti/ülkesi yapabilmek gayesiyle kanlı darbe girişiminde bulunmuştur. Darbe kalkışmasının başarısızlığa uğraması, FETÖ ile birlikte İslam düşmanı Batılı devletlerin de büyük yenilgisidir. İşte bu devasa hezimet, “Rabin oğlu Fetullah”a fevkalade bir bunalım yaşatıyor. FETÖ elebaşısının yeni tehditler savurması bundan dolayıdır.

AYTEMÜR’UN ÖZBEKİSTAN VE KAZAKİSTAN’DA YAŞADIKLARI

1996-1999 yılarında Milli Eğitim Bakanlı tarafından Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlere gönderilen öğretmenlerden biri de Cemalettin Aytemür’dur. Bakın Aytemür Hoca o yılları nasıl anlatıyor:

“1999 yılında Özbekistan’da Fetonun 18 okulunda 70 kadar CIA elemanı tespit edilince, 15 Temmuz’da yapılan alçaklığı orada da yaparak darbe girişiminde bulundular. Ve gerçekler ortaya çıkınca tüm okulları kapatıldı. Yine 99 yılında Taşkent’te Devlet Başkanı Kerimov’a bombalı suikast girişiminde bulunanlar fine bu ihanet şebekesi hainlerdir. Kurban bayramında Buhara Taşkent’e uğradığımda bombanın etkisi ile açılan iki metreden daha fazla derin olan çukuru gördüm. 15 Temmuz’da meclisimizi bombalayan hainlerin ilk vukuatı olmadığına şahitlik eden biri oldum.

Bunların ihanetine şahit olduğum en önemli hadiselerden biri de Türk birliğine yaptıkları ihanet oldu. Rahmetli Özal Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’e 1993’de 4, 1996’da 2 okul olmak üzere hatta 8 adet Türk Lisesi açma sözü vermesine rağmen bunu Fetocular engellediler.

Orada görevde bulunduğum dönemde Türk Devletleri arasında ortak Türk tarihi ve Türk Edebiyatı dersleri okutulacaktı. Ders notlarını Milli Eğitim Bakanlığı adına bizzat ben Kazakistan’a giderken götürdüm. Farabi Üniversitesinden Fadil Ali bey Kazakça’ya tercüme edecekti. Ancak dönen dolaplar sonunda Fetocular buna da engel oldular” dedi.

GİZLENEN GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAKTIR

Nerede ise ömrünün tamamını bu ihanet şebekesi ile mücadeleye adayan Cemalettin Aytemür, gizlenen ve saklanmak istenen gerçeklerin er ya da geç bir bir ortaya çıkacağını vurgulayarak; “1935 senesinde Kudüs’de toplanan misyonerler konfe-ransı’nda, misyonerlerin reisi Samuel Zwemer’in konuşması herkesçe malumdur. Kuzey Afrika ve Orta-Doğu bölgelerine gönderilen heyetlerin, harcanan paralar ve yapılan yoğun çalış-malara rağmen kimseyi Hırıstiyan yapamadıkları Samuel Zwemer’den sorulunca, şu cevabı vermiştir:

“Amacımız, Müslümanları Hıristiyanlaştırmak değildir. Zira buna gücümüz asla yetmez. Maksadımız, sadece Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmaktır… Görevimiz, laiklik, özgürlük, batılılaşmak, medeniyet, çağdaşlaştırmak, hümanizm ve bir yığın “izm”lerle Müslümanları dinlerinden uzaklaştırıp, Allah’ı tanımaz ve O’na isyan eden bir mahluk haline getirmektir; daha sonra da bu İslam ülkelerini ayakta tutan milli ve manevi değerlerden, ahlaktan ve İslam’ın sağlam aile yapısından koparmaktır. Eğer bunda başarılı olursak, İslam memleketlerine yöneltilen sömürgenin istila karakollarını teşkil ettirmiş oluruz. Sevkettiğimiz yolda yürümeleri için bürokrat kafaları buna hazırlamamız gerekir. Bu ise, Müslümanları laiklik ve çağdaşlaşmak kisvesi başta olmak üzere, dinden çıkarmaktan başka bir yolla mümkün değildir. Dinimize katılmasalar da bize bu yeter.” İfadelerine yer veriyor. (DEVAM EDECEK)

YARIN:

İncil dağıtan Zaman

İzmir Meryem Ana Kilisesi

Kazakistan Ateşeliğinin yakılıp soyulması

Kitabın basımı ve sonrası

22-23 ‎Ekim ‎2016 ‎Cuma