Önce Vatan Dediler

Nereden ve nasıl başlayacağımıza bilemediğimiz bir öyküyle yolculuğa çıktık. Ateşin sadece düştüğü yeri yakmadığını gösteren bir çalışmaya imza atmak ve gelecek nesillere aktarılacak bir eser bırakmaktı amacımız.

Yapmaya karar vermeye başladığımızda hiç bu kadar zor olacağını tahmin etmediğim bir çalışma oldu.

Nerede ise üç yıllık bir yolculuk sonrası bu eser şuan sizlerin elinde.

Zor bir yolculuk oldu bizler için. Ailelerimizin ve yakınlarının her an içlerinde yaşadığı acıları bizler onları dinlerken yaptığımız röportajlarda en zirvede duyguyu yaşayarak hissettik. Şehit ailelerimizle yaptığımız ikinci röportaj için şehidimiz Hüseyin Uslu’nun ailesini ziyaretine gittiğimizde ilk golü yedim tabiri caizse. Yaptığımız ziyarette Uslu ailesinin anne, baba ve kardeşini dinleyecektik.

Her şey normal, elbet duygulanıyorsunuz ancak söz anne Ünzile Uslu’ya geldiğinde tutuldum, doldum ve kendimi evin balkonuna zor attım. 26 yıllık bir acıyı bir anne ile konuşmak hele de “şahadet haberini nasıl aldınız?” diye sormak inanın kolay olmadı. Aile ile görüşme sonrası arabaya bindiğimizde Şehit Kardeşi Hüseyin Uslu’ya; “Olmayacak sanırım başaramayacağım, ailelere acılarını hatırlatıp tazeletmek çok zor” demiştim. Sağ olsun moral vererek kaldığımız yerden devam ettik. Bu eseri hazırlarken ateş düştüğü yeri yakmadı değerli okurlar. Her safhasında o ateşi yüreğimizde hissettik.

Şehitliğin ve şahadet kavramının ne derece değerli olduğunu bir kez daha idrak ettik.

Bunu iki canlı örnekle izah etmek isterim sizlere.

Kıbrıs Gazimiz Recep Koca’nın anılarını yazmaya başladık ve yaşadığı olay gerçekten Türk Milleti için şehit olmanın ne anlam taşıdığını anlatıyor adeta. Yıl 1974 Recep Koca, Kıbrıs Barış Harekatı askerlerinden birisi. Çetin bir mücadele sonunda Rum mevzileri ele geçiriliyor ve kontrol için gidiliyor. Görülen manzara ise dehşet verici. Rum Mevziinde ayağından zincirle bağlanmış Rum askeri ve yanından yetecek kadar yiyecek ile cephane var. Kaçmasın ve savaşsın diye sipere zincirlenmiş. Recep Koca, ise Kıbrıs’a ölürsem şehit kalırsam gazi olurum düşüncesi ile gönüllü olarak giden onlarca kahramanlardan birisi.

Bir diğer önemli olay ise Şehidimiz İbrahim Palamut’un babası Necati Palamut ile yaptığımız görüşmelerde yaşadığımız anıdır. Kolay değildi ailelerin acılarını yeniden tazelemek ama kitap haline getirip sizlere aktarmak adına sormak zorunda idim.

Necati Amcaya “27 Yıl nasıl geçti?” diye sorduğumda aldığım cevap sözün bittiği yer oldu. Necati Palamut: “Sabırdan başka çare yok. Çünkü sen ölmezsen bu vatan sağ olmaz” sözü ile aslında her şeyi özetledi bizlere. Ve unutmadan şehidimiz İbrahim Palamut’ta gönüllü olarak terörün en azgın döneminde Güneydoğu’ya gönüllü olarak giden kahramanlarımızdan birisidir.

İşte bizler için gerçekten bu derece önemlidir şehit olabilmek.

Elinizde ki kitabı nasıl hazırlamaya karar verdiğimizden bahsetmek istiyorum sizlere. Günlerden bir Pazar günü çalan telefonum ile “Bismillah” diyerek başladık. Orhangazi Kaymakamımız Dr. Yalçın Yılmaz ve dönemin Belediye Başkanı değerli ağabeyim Neşet Çağlayan idi arayan. Orhangazi Şehit Aileleri Derneğinde olduklarını ve böyle bir çalışmayı hazırlamamı istediler. Uzun zamandır akılda olan projeyi hayata geçirmeyi sağlayan iki değerli isim olmuştur. Kendilerine bir kez daha bu ve bundan önceki eserler ve birçok serginin sizlere ulaşmasına vesile oldukları için şükranlarımı sunmak istiyorum.

******

İlk çalışmaya Güneydoğu Şehitlerimizi kitaplaştırmak fikri ile başlamıştık ancak madem yapılacak tüm şehitlerimizi ele alıp anlatan bir eser olmalı düşüncesi ile tespit edip ulaşabildiğimiz tüm Orhangazili şehitlerimizi bu kitapta anlatmaya çalıştık.

İlk kez öğreneceğiniz şehitlerimiz bu kitapta yer alıyor. Örneğin 3. Ahmed’in Sadrazamı Sölözlü Silahtar Şehit Damat Ali Paşa, Japonya’da batan meşhur Ertuğrul Gemisinde ki Orhangazili şehidimiz, Kore savaşlarında Orhangazili Şehidimizin bilgileri ve 17 Ağustos 1999 depreminde Gölcük’te kaybettiğimiz bir şehidimiz olduğunu da belgeleri ile ilk kez bu kitapta okuyacaksınız.

Belirttiğim gibi uzun bir emeğin uğraşını sizlere Şehitlerimize vefa adına sunmaya çalıştık.

Şehitlerimizi, ailelerinin yaşadıklarını ve unutulan anıları gelecek nesillere aktarma adına bu kitapta topladık.

Altını özellikle çizdiğim gibi elbette sadece Güneydoğu şehitlerimizi değil.

1. Dünya Savaşı, (Çanakkale-Filistin-Galiçya-Garp-Irak-Makedonya-Romanya-Sarıkamış Cepheleri), Türk Kurtuluş Savaşı (1919-1923), Kore Savaşı (1950–1953), Güneydoğu’da yaşananlar (1978-…), Fırat Kalkanı Harekatı (2016) Cephelerinde şehit düşen Orhangazililerle ilgili ulaşabildiğimiz tüm bilgileri sizler için araştırıp bu kitapta derledik.

******

Rakamsal olarak ele alacak olursak resmi belgeler ışığında tespit ettiğimiz 614 Orhangazili şehidimize ulaştık.

En çok şehidi ise Kurtuluş Savaşında verdiğimizi görmekteyiz. Orhangazi’nin 25 Ağustos 1920 tarihinde Yunan birlikleri tarafından işgal edilip Yunanlıların Orhangazi’deki katliamları 25 Eylül 1920 tarihli Resmi belge ile kayıt altına alınmış özellikle İznik Gölü güneyinde bulunan köylerimizde ciddi katliamları imza atmışlardır. Resmi verilerde bu dönemde 522 Orhangazili birçok işkenceye de maruz kalarak şehit edilmiştir. Ama eminiz ki kayıplarda eklendiğinde şehit sayısı çok daha fazladır.

1. Dünya savaşı Cephelerinde de birçok Orhangazili bağımsızlığımız için düşmana karşı savaşmıştır. Genel Kurmay Başkanlığımızın yaptığı çalışmalar sonucunda resmi veriler ışığında 1. Dünya Savaşında birçok cephede 71 Orhangazili şehit düşmüşlerdir. Bunların içerisinde Sarıkamış’ta 5 şehidimiz, Çanakkale Muharebelerinde 35 Orhangazili şehit olmuştur. Yine çalışmamız esnasında Kore’de 1 şehidimizin olduğu ile Japonya’da derin sular altında kalan Ertuğrul’da 1 şehidimiz ile 2 hava şehidimizin ve 1 de deprem şehidimizin olduğunu kitapta ilk kez sizlere aktarmış oluyoruz.

Yine bu kitapta ilk defa göreceğiniz 3 belgeye de yer veriyoruz. Hep Çanakkale Şehitlerimizi anlattık, yazdık. Ya Çanakkale’nin Orhangazili kahraman Gazileri? İlk kez bu kitapta Çanakkale Gazilerimiz ile ilgili belgeleri de okuyacaksınız. En acı kayıpları verdiğimiz I. Dünya Savaşı’nda birçok Orhangazili de cepheye gitmiş ancak dönmemiş kayıp olarak yer almıştır. Hani hep dediğimiz şu Meçhul Askerlerin kaçı kim bilir Orhangazili hemşerimizdir?

Yedi düvele karşı mücadele eden ve 1. Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf Devletleri’nce işgali sonucunda Misak-ı Millî sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için girişilen çok cepheli siyasi ve askeri mücadele. 1919-1922 yılları arasında gerçekleşmiş ve 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen biten savaş, 13 Ekim 1921’de imzalanan Kars Antlaşması ile Doğu Cephesiyle sınırlı olmak üzere, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile ise topyekün sona ermiştir.

Bakmayın kırıldığımıza, bakmayın hüzünlü olduğumuza, bakmayın zaferimizi layıkıyla anamadığımıza. Bütün dünyanın kötü sonla yazdığı senaryoyu tek başımıza tırnaklarımızla çevirdiğimiz yerdir İstiklal Harbi. Biz çöküşün destanını bile yazmamış insanlarız ya o yüzden biraz… Öldüğümüz yerde bile bir destan yazabileceğimizi o yüzden… O yüzden anlatamadık. Harb-i Umumi denilen belanın pençesindeydik. Sene 1914. Osmanlı, I. Dünya Savaşı’na girmeyebilir miydi? Elbette ve maalesef hayır! Çünkü savaşı senin için çıkarmışlardı. Girdik. Yenildik. Güzel yenildik ama. Battık. Bir güneş olarak ama. İşte o güneş İstiklal Harbi’nin ta kendisiydi. “O kadar da değil” dediğimiz şeydir İstiklal Harbi. Ölürken yaptığımız son hamledir, bizi hayata döndüren. Burası yetmez anlatmaya hikâyeyi. Dünya tarihinin daha önce hiç görmediği bir kahramanlık destanıydı. Tek bir örneği bile yok bütün insanlık tarihinde. Mermisi biten bir milletin çıplak ellerle zafer yazabileceğini gösteren en net cevaptı. Yedi düvele. Yani bütün bir Haçlı ittifakına. Umutsuzlara. Geçmişte olduğu gibi dün de bugün de yarında verecektir aynı cevabı. Tıpkı 15 Temmuz hain darbe kalkışmasında Çanakkale Ruhunu bir millet olarak tek vücut yaşattığımız gibi.

Bazı unuttuğumuz şeyleri, bazı bize unutturulan şeyleri, bazı unutmayı tercih ettiğimiz şeyleri yeniden bize hatırlatan tarihtir 15 Temmuz 2016. Şimdi tüm bunlarla ne alakası var denilemez asla. Nasıl ki başarsalardı 1389’da Kosova’da bizi durdurmak isteyeceklerdi, 15 Temmuz’da da aynısı amaçlandı. Nasıl ki başarsalardı 1396’da Niğbolu’da bizi haritadan silmek isteyeceklerdi, 15 Temmuz da aynısıydı… Nasıl ki Harb-ı Umumi sonrası başarsalardı bugünkü topraklarımızda bile bize yer vermek istemeyeceklerdi, tıpkı 15 Temmuz’da da bunu planlamışlardı. Sapık bir cemaatin lanetli planları değil mesele, biliyoruz. Haçlı ruhu için, 100 yıllık bir aranın sona erdirilmesi, 100 yıl önce yarım kalan hesabın kapatılmasıydı. Ama olmadı. Kazanlı Mustafa Amca sayesinde olmadı, şehit Meriç Alemdar ve kahraman tüm şehitlerimiz sayesinde olmadı, “insan bir defa ölür lan” diyerek mermilerin üzerine yürüyenler sayesinde olmadı. Ve tıpkı İstiklal Harbi gibi, siz denediniz başaramadınız, şimdi hamle sırası bizde diyeceğimiz günlerin kapısını açan tarihtir 15 Temmuz. Bu yüzden bir savunma savaşından çok, bir yarma harekatıdır, bir saldırı savaşıdır. “Şimdi hamle sırası bizde ulan” dediğimiz günün başlama tarihi olmuştur 15 Temmuz…

******

Böylesine yoğun duygularla bu eser sizlerle birlikte oldu. Kolay bir aşama olmadı elbette. Hem uzun çalışma hem de olmaması için uğraş verenlere karşı ortaya çıkan bir ser oldu. Hani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhin de bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koyuşları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.”  1908 (Atatürk’ün S.D.V, s. 112)  bu sözü yaşanan mücadeleyi de özetlemektedir.

Elbette son sözleri yazarken teşekkür edemeden kişiler var. İlçemiz için büyük bir eksiğin kapatılmasına olanak veren ve bu eserin ortaya çıkmasında emeği geçen ve desteklerini esirgemeyen kişileri de asla unutamam. En başta çocukluğumdan itibaren her zaman okumam adına beni kitaplarla buluşturan rahmetli Babam Muzaffer Değirmen’e ve kitaplarımın dağınıklığının bir nevi çilesini çeken duası, morali ve motivasyonu ile yanımda olan elleri öpülesi Anacığım Kadriye Değirmen ile can yoldaşım, kan bağım değerli kardeşim Yunus Değirmen’e, her zaman manevi desteği ve morali ile yanımda olup kaynak bulma konusunda büyük destek sağlayan değerli kuzenlerim Murat Yapar ve Alper Köse’ye teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Kitabın ortaya çıkmasına ilk adımı atmamıza vesile olan Orhangazi Kaymakamımız Sayın Dr. Yalçın Yılmaz ve dönemin Belediye Başkanı değerli ağabeyim Sayın Neşet Çağlayan ile her aşamasında yanımızda olup bizleri yalnız bırakmayıp desteklerini esirgemeyen Orhangazi Belediye Başkanımız değerli ağabeyim Sayın Bekir Aydın’a sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim. Arşiv çalışmasında muhakkak en büyük destekçim ve yardımcım olan, kitabın her aşamasında yanımda olan Orhangazi Şehit Aileleri Derneği Başkanı değerli ağabeyim Sayın Yusuf Solak ile çok değerli şehit ailelerimiz; İlhan Özçelik, Günaltay Özçelik, Tokay Özçelik, Demirali Solak, Fatma Demirkol, Bayram Uslu, Ünzile Uslu, Nazmi Uslu, Muharrem ve Betiye Yeşil, Kadir Yeşil(Kadir İki), Necati ve Sevdiye Palamut, Murat Palamut, Kerem Acar, Ömer Turan, Celal Turan, Seyfi ve Şehriye Öztürk, Şehidimiz Osman Kurtkaya’nın değerli ailesi, Hasan Albayrak’a hiçbir aşamada yalnız bırakmayıp verdikleri desteklerden dolayı sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Şüphesiz en büyük desteklerden birisi de Orhangazi İlçe Müftümüz Sayın Yusuf Tuna, Orhangazi Müftülüğü ve Orhangazi İlçe Müftülüğü Diyanet Gençlik Projesi ekibi ile proje koordinatörü Yavuz Sultan Selim Camii İmam Hatibi İsa Şahin hocam olmuştur. Diyanet gençlik çalışmaları kapsamında toplumun bütün genç kesimlerine hizmetler sunmak amacı ile İlçe Müftülüğümüz koordinesinde ki proje çalışmalarımızın altyapı ve aileler ile röportajlarımızda en büyük proje ortaklarımızdan olmuştur. Bu vesile ile Orhangazi için büyük şans olan değerli Müftümüz Sayın Yusuf Tuna ve İsa Şahin Hocama teşekkür ederim.

******

Çalışmaya başladığımız ilk günden itibaren tüm araştırmalarımıza desteklerini esirmeyen değerli Hocam İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Hüseyin Karatosun’a da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. İlk göreve başladığında verdiği; “Matematik ve fizik her zaman öğretebiliriz çocuklara ama milli ve manevi değerli öğretmek, bunlarla yetiştirmek kısacası İnsan yetiştirebilmek temel önceliğimiz olmalıdır” mesajı ile her zaman çalışmalarımızın ve bu eserin sizlere ulaşmasında yanında yer aldığı için Hüseyin Karatosun Hocam başta olmak üzere İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne ve arşiv çalışmalarında verdiği desteklerden dolayı Orhangazi Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Sayın Necmi Kartal, KOÇ İlk ve Orta Okulu Müdürü Sayın Fatih Sarıkaya, Anadolu Lisesi Müdürü Sayın Ayhan Sarıboğa, Süleymanşah Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Sayın Cüneyt Vardar ve Abdulhamid Han Orta Okulu Müdürü Sayın Serdar Kişi’ye teşekkürlerimi sunuyorum.

******

Tüm çalışmaların sizlere ulaşmasında ardımda 18 yıldır her zaman kahrımı çeken değerli kardeşim Erol Aslan’a ise teşekkür edecek uygun söz bulamıyorum gerçekten.  Tüm çalışmalarımda her zaman kahrımı, nazımı, tiplerimi çeken öz kardeşimden ayrı olmayan ve sizlere sunduğum her çalışmanın arkasında ki asıl kahraman ve kardeş olmanın kan bağı ile alakalı olmadığını gösteren sevgili kardeşim Erol Aslan’a ve yedek-joker grafikerimiz Sefa Çapaklı’ya da sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Ve grafik deyip geçmemenin ne olduğunu ilmik ilmik uğraşarak bu eserle gösteren kitabın grafiği ile gece gündüz uğraşan sevgili Kardeşim Türker Salman. Bazen benim bile kendime katlanamadığım anlarda hiç şikayet etmeden bu kitabın tasarımında harcadığın emek için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Geleceğe ait güzel bir anı olsun diye şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Kitap çıktığında sevgili Kardeşim Türker Salman, vatani görevini yapmak üzere askere gitti. Kutsal bir hatırayı tamamlayarak şehit ağabeylerinin bayrağını devralmak için Vatan Nöbetine gitti. Emeklerin için teşekkürler kardeşim.

Tüm çalışmalarda her zaman ulaşım sorununun ortadan kaldırıp sizi gitmeniz gereken yere ikiletmeden götüren ve bir dostun yanı başınızda olması en büyük desteklerden birisidir. Bu konuda gece-gündüz demeden kahrımı çeken ve her zaman yanımda yer alıp bir an bile yalnız bırakmayan değerli dostum Yeniköy Mahallesi Muhtarı Hasan AKOĞLU’na teşekkürlerimi bir borç bilirim.

******

Şüphesiz en büyük destek her zaman manevi destektir bu çalışmalarda. Dua olmadan hiçbir şeyin olmayacağı inancını taşıyan biri olarak manevi iklim dünyasında gönül dostları ile harmanlanıp yanmadan olmaz idi bu çalışma. Bu bağlamda manevi anlamda her daim yanımda olup, “yoruldum” dediğim zamanda yanımda yer alan değerli ağabeyim Kemal Durmuş’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

******

Bu kitap vesilesi ile başta Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşları başta olmak üzere kahraman Gazilerimiz ile Aziz Şehitlerimizi bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

******

Kentlerin kitapları olmalı düşüncesi ile çıktığımız bu yolda;

Kentlerin kendini anlatan, kentin yaşamını anlatan simge niteliğiyle iz taşıyıcıdır kitaplar. Kentler, tıpkı öteki yaşam birimleri gibi canlıdır çünkü.

Kuruluşuyla, gelişimiyle, geleneksel birikimiyle insan topluluklarının son sığınma adresidir,  ömür evidir kentler.

Kitaplarsa, doğayı ve canlıları serüvenleriyle birlikte dile getirirken, yerleşimleri de gösteren büyülü kaynaklardır.

İnsanlığın varoluş sürecinde kentliliği anlatan, taş tabletten, deri, papirüs, kumaş vb. kâğıda ve elbette…

Yaşadığımız kente sorumluluğumuzu yerine getirme adına ortaya çıkardığımız eseri umarım beğeni ile okur ve gelecek nesillere de güzel bir eser bırakmış oluruz.

Ve elbette kaçınılmazdır kitapla kentin iç içe ya da yan yana olması. Aynı yazıda, aynı yazgıda buluşması… Son yerleşim modeli olan kentler, fiziki varlıklarıyla, tarihten taşıdıklarıyla dönemlerinin aynasıdır bir bakıma. Her yönüyle; gizemli evleri, surları, kuleleri, ibadethaneleri, çeşmeleri, köprüleriyle yaşanmışları yansıtır dünden yarına aktarır kentler bize. Bu minvalde, yazı gezegenindeki kitap paylaşma seferimiz açık olsun efendim!

Sözümüz kolay gelsin! Sonraya kalsın!

Muharrem DEĞİRMEN

18 Mart 2020 / Orhangazi