Orhangazi’de eski Ramazanlar

“Nerede o eki Ramazanlar” diye başlarız hep anıları anlatırken.

Orhangazi özellikle sanayi varlığı ile çok göç alması ile farklı kültürleri ve gelenekleri barındırmaktadır.

Orhangazi bu yapısı ile farklı bir kültür yapısı ile çok çeşitlilik de sergilerken her topluluk kendi kültür ve geleneklerini de yaşatmaktadır.

Bugün sizlere Orhangazi’de eski ramazanları anlatmaya çalışacağım.

Eskilerle konuşmak ve hep özlemini çektiğimiz eski Orhangazi’yi kaleme alırken kimi zaman hüzünlendik kimi zaman derin bir iç çekmeyle özlemlere doğru daldık

“Özledim” diyerek söze başlıyor ve Çalı kokan bayırlarında kırmızı toprakla oyunlar kurduğu “çok eski topraklar” diyerek doğup büyüdüğü Tekke Mahallesine selam ile başlıyor anlatmaya sohbetimizin kahramanı 1956 Orhangazi doğumlu Müyesser Güzel.

Müyesser Teyze, bizlerinde mesleğinin öncüsü olan Merhum Salih Güzel’in kızıdır.

Yılarca Orhangazi’den haberleri ajans ve gazetelere geçen, Cumhuriyet Alanında yer alan büfesi ve eski Belçikalının olduğu yerdeki iş yeri ile gazete başbayii olan mesleğimizin öncüsü Salih Güzel’in de evine konuk olacağız bir nevi.

Çünkü Müyesser Teyze, daha 60’lı yıllardan itibaren evinde ki eski Ramazanları ve öncesi olan hazırlıkları ile unuttuğumuz gelenekleri anlatacak bizlere.

Soruyoruz Müyesser Güzel’e;

“Eski Ramazanlar, nasıldı? Nasıl hazırlanılır, nasıl başlanırdı? “diye…

Yazmayı seven ve elinden kağıt ile kalemi düşmeyen Müyesser Teyze hemen notlarını karıştırırken yıllar önce not aldığı; “

Dün gece uykum kaçtı. Nasrettin Hoca gibi aramaya çıkacak halim yoktu. Onun yerine kağıt kalem alıp yazmaya başladım” diyerek başlıyor anlatmaya bizlere.

Müyesser Teyzenin belleğinde kalan ve hatırladığı en eski yıllar 1962 ve ardından 1975’li yıllar oluyor.

Özellikle 1975’ten sonra çok şeylerin değiştiğini de ekleyerek eskiye ait özlemin de ta o yıllarda başladığını söylüyor.

Annelerin, ninelerin ve komşularla birlikte günler öncesinden işe koyulduğunu anlatan Müyesser Teyze; “Günler öncesinden işe koyulurdu. Onlardan önce ilçemizin, kalaycısı ev ev dolaşır bakır kapları isterdi. Ev sahibi birkaç parça bakır sahan, tencere verse ona yetmez, evde ne kadar bakır var o bilirdi. “Çıkar hanım çıkar. Helva tavanı da ver, parlatayım, baklava sinilerini de çıkart bakayım” derdi diyerek önce temizlik ile Ramazana hazırlığın başladığının altını çiziyor.

Bahçelerde toplanan konu komşu bir yandan böreklik kuru yufka hazırlar, bir yandan kuskus, erişte, makarna yapılırdı.

Meraklı çocuklar kartalaç diye tutturur, epey bi hamurda kartalaç için pişirilir, oracıkta afiyetle yenirdi.

Aynen öyle Müyesser Teyze. Ah ne güzel hatırlattın o kartalaçı bana.

Çocukluğuma, o huzur içinde yaşadığımız Hürriyet Mahallesi Yavuzlar caddesine BABAMA götürdün beni.

Şimdi kaç çocuk bilir değil mi Müyesser Teyze o kartalaçı, yanan sacın başında bekleyip o sana yağlı-salçalı kartalaçı yemesini…

Ve devam ediyoruz diğer hazırlıklarla…

Günler önce, dip köşe temizlik yapılır, tahta döşemeler, Arap sabunuyla ve tahta fırçayla ovulur.
Buna ocuklar olarak Müyesser Teyze ile tüm çocuklar yardım ederdi.

Anne Şadiye Güzel gelir bakar “döşeme tahta sararmışsa oldu” demekti derdi…

Perdeler, döşemelikler yıkanır, halılar pataklanır, silinirdi.

Yer topraksa, mahalledeki kırmızı toprakla çamur yapılır yer çamurla sıvanır, duvarlar kirlenmişse kireçle badana yapılır, evin her köşesi sabun, kireç ve temizlik kokardı.

Çocuklarında bu işlerde çok görevi olurdu.

Çocuklar bu yardımları severek yapardı.

Kuru yufkalar açılır saçta pişirilir, ev makarası (erişte) kesilir, mutfakta eksik var mı bakılır, temin edilirdi.

Baba Salih Güzel evin hanımı anne Şadiye Güzel daha fazla yorulacaktır diye, önceden gönlünü almak için (adettendir) elbiselik kumaş alır getirirdi. Buna da pilavlık denirdi…

O dönemlerde Orhangazi’de bu pilavlık denilen adeti herkes yapardı.

Gönül alınması bilinirdi elbette…

Ve bugün yıkılan, burnumuzun direğini sızlatıp sahip çıkamadığımız Tekke Camii.

O zamanlar cami hocaları iftarlarını birkaç kişiyle cami de açarlardı.

Tabii şimdiki gibi oturduğun yerde ezan okunmaz, minareye çıkıp, makamına göre okunurdu.

Evlerden birer tepsi iftarlıklar ve yemeklerle o ev sahibi de camiye gider.
Tam ezan saatine yetişirdi.

Her evden sırayla cami ye Her akşam yemek giderdi…

Ve Müyesser teyze camiye iftarlık götürme sırası kendilerine geldiğinde; “Sıra bize geldiğinde çok sevinçli bir iftar saati olduğunu hatırlıyorum. Babamın arkasından bakar, içimi bir huzur kaplardı” diye anlatıyor bize.

Baba Salih Güzel’in o aksam daha erken eve geldiğini söylüyor.

Kocaman bakır sinide, ortada çukur kapaklı kasede çorba, yaprak sarma, mutlaka etli yahni, büryan pilavı, bir büyük kase sütlaç ve komposto.

Müyesser Güzel; “Babamın eve erken gelip hazırlanan yemekleri camiye götürüp orada iftar yapmasından sevinç duyardım” derken bile gözlerinin içi gülüyor ve birazda eskilere dalıp gözler nemleniyor.

Akşamları, mutlaka bir akrabaya teravih için gidilirdi.

Ailenin büyüğü Babaanne camı tıkladığında herkes hazır olurdu.

Ve devamını Müyesser Güzel’in anlatımı ile dinleyelim:

“Halam, kızı, biz ailece, babaannem ve gelini Hidayet teyzem doğru babaannemin ablasına giderdik. Oraya da yan evde oturan Melek halam ve kızı Şükriye ablam gelirdi. Hanife teyzem, kızı Hacer teyzem ve torunu Hasibe ablam ile yaşarlardı…”

Ve namaz vakti geliyor…

Namaz saatinde önde büyükler olmak üzere, üç sıra olurlar. Namazlar bitince hikâyeler anlatılmaya başlanırdı.

Hikâyeler dinsel olduğu gibi, kimi zaman çocukluktan kalma anılarda anlatılırdı.

Anlatılan hikayeler neler diye sorduğuma Müyesser Güzel Teyzeme özellikle büyüklerin halen hafızalarında yıllar geçmesine rağmen unutamadıkları Yunan İşgalinde ki Orhangazi’yi oluşturduğunu söylüyor.

O zamanda Orhangazi’de yaşananlar, işgal nedeni ile gemilerle Selimiye ve Davutpaşa Kışlalarına götürülüp orada kalmalar…

*****

Erkekler camiden dağılmadan herkes evine giderdi.
Geç vakte kadar oturulmazdı zaten, herkesin evinde radyo bile olmadığı yıllar.

Sohbetler vardı, özellikle çocuklar anlatılanları dinlerken ninni gibi gelir herşey,oracıkta uyurlardı çoğu zaman.

Müyesser Güzel Teyzem, önceden Sahura Temcit dediklerini söylüyor.

Sahura anne Şadiye Güzel ve Baba Salih Güzel’in kendilerini muhakkak uyandırıldıklarını anlatan Müyesser Teyzem; “Uykulu gözlerle kocaman tepsi etrafına dizilir, uykulu falan demez çala kaşık ya pilav ya hoşaf ya börek yerdik. Sonra da kahvaltı. Yemezsek babam kızardı. Korkudan yerdik. Yiyin hasta olmayın diyordu. Doktorlar yiyeceğine siz yiyin. Gel de yeme. Birde Doktor Cemil Bey’in taklidini yapardı. Bakin nasıl yürüyor diyor…”
onlarda o manevi iklimden asla geri kalmadıklarını anlatırken gözleri buğulanarak; “O ruhu, o kokuyu biliyorum” diyerek iç çekiyor.

Davulcular ise çocuklar için en fazla merak uyandırıp ilgilerini cezp ettiği konuların başında gelir Ramazanlarda…

Hikâyenin gerisi Müyesser Güzel Teyzemden elbette…

“Davulcu ya bahşiş vermek yine bizim işimizdi.

Davulcu ahenkle çalar ve çeşitli maniler söylerler, bahşişleri bazen havlu, bazen harçlık olurdu…

Hatırlıyorum da bele kadar karda davulcu amca gezerdi.

Usturupluca çalardı davulu manisi ayrı güzel.
Şimdiki davulcular araba içinde, dan dan dun, dan dan dun… Ne yaptığı belli değil… İhaleyle böyle oluyor herhalde…”

Yine güzel geleneklerimizden, sünnetlerden olan mukabele geleneği de Müyesser Güzel’in çocukluktan bu güne kalan unutulmaz anıları içerisinde yer alıyor.
Babaannesi ile birlikte sahurdan sonra Tekke Camii’ne giderek Sabah namazı ve mukabele okuduklarını anlatıyor.

Elbette Ramazan Ayının en önemli günlerinden birisi de şüphesiz Kadir Gecesi oluyor.

Ramazanda kadir gecesinde veya kandil gecelerinde, evlerde ve komşularda mutlaka buhur yakılıp, hamur kızartılarak dağıtılırdı.

Evlerinde veya mezarlıklarda Kuran-ı Kerim okunur, hayır yapılır, cevizli lokumlar veya irmik helvası yapılıp konu komşuya dağıtılırdı.

Çocuklar maniler söyleyip, ellerinde minik taşları birbirine vurarak, “Şıran şıran şişler. İşte de geldi dervişler. Dervişlerin karnı aç. Bir parçacık mum ister” diyerek kapı kapı dolanırlardı.

Çocukluğundan kalan bu tekerlemenin ne anlama geldiğini hala anlayamadığını ve hala tuhaf geldiğini söyleyen Müyesser Güzel; “kimse çocukları geri çevirmezdi… İlla para değildi her şey… Şekerleme, meyve, dut kurusu, iğde verirlerdi” diyerek o dönemin saf-temiz duygularını da bir kez daha anlatmış oluyor.

Ramazan deyince aklımıza gelen hayır işleri ile yardımlarda çocuk Müyesser’i o dönemde etkileyip bugün belleğinde yer eden güzel anıları oluşturuyor.

Tabi o dönemin yardımları ile bu dönemin yardımları arasında dağlar kadar da fark var.

Söz yine Müyesser Güzel’de bakalım nasılmış o dönemde hayır işleri:

“Ve hayır-yardım işleri açıktan yapılmaz, yalnız yaşayan yaşlı komşu, akrabalar evlere davet edilir, birlikte iftar yapılırdı. Yardımlar, göstere göstere yapılmazdı. Şimdi nerede be Muharrem Bey oğlum o ince anlayış ve düşünce. Kalmadı hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. Özlem çekip duruyoruz…”

Dinlerken masal gibi geçmişte bir yolculuğa çıktık.

O kadar güzel anlattı ki Müyesser Güzel Teyzem. Hele eski bayram geleneklerini bir anlatışı var sormayın. İkimizin de burnunun direği sızladı diyebilirim ağlamaktan. Onu da bayrama yakın sizlere paylaşacağım.

Orhangazi ve eskiye dair anılarımız ve sohbetlerimiz Müyesser Güzel Teyzemle devam edecek.

Anlattıkları ve gelecek adına unutulmaması için tarihe not düşmemize kartı sunduğu için Müyesser Güzel Teyzeme bir kez daha teşekkür ediyorum.

Kentlerin kendini anlatan, kentin yaşamını anlatan simge niteliğiyle iz taşıyıcıdır bu anlatılar. Kentler, tıpkı öteki yaşam birimleri gibi canlıdır çünkü.

Kuruluşuyla, gelişimiyle, geleneksel birikimiyle insan topluluklarının son sığınma adresidir,  ömür evidir kentler.

Tüm bu yaşanmışlıklar ise doğayı ve canlıları serüvenleriyle birlikte dile getirirken, yerleşimleri de gösteren büyülü kaynaklardır.

İnsanlığın varoluş sürecinde kentliliği anlatan, taş tabletten, deri, papirüs, kumaş vb. kâğıda ve elbette…

Yaşadığımız kente sorumluluğumuzu yerine getirme adına sunduklarımızı beğeni ile okur ve gelecek nesillere de güzel bir eser bırakmış oluruz.

Son yerleşim modeli olan kentler, fiziki varlıklarıyla, tarihten taşıdıklarıyla dönemlerinin aynasıdır bir bakıma. Her yönüyle; gizemli evleri, surları, kuleleri, ibadethaneleri, çeşmeleri, köprüleriyle yaşanmışları yansıtır dünden yarına aktarır kentler bize. Bu minvalde, yazı gezegenindeki yazı seferimiz açık olsun efendim!

Sözümüz kolay gelsin! Sonraya kalsın!

Hayırlı Ramazanlar efendim…