Ramazanlar değişmedi, insanlar değişti

Evet…
Çocukluğumdaki Ramazanların tadı bir başkaydı…
Gençliğimizdeki Ramazanların da…
Ramazanlar değişmedi, ama bizler değiştik…
Çocukluğumuzdaki Ramazanların tadını alamaz olduk…
Nedeni belli…
“Keşke büyümeseydik” diyecem!
Çocukluğumuzdaki Ramazan sofralarının tek lüksü, babamın Hürriyet mahallesinde Rahmetli Aytekin Arslan’ın fırınından aldığı uzun ekmeklerdi…
Dikkat buyrun, pide değil, uzun ekmekler…
İftara saatler kala babamın yolunu gözlerdik ailece…
Uzun ekmekler gelecek, soğumasın diye üzerleri örtülecek ve sıcak sıcak sofraya konulacak…
Çocukluğumuzun Ramazanları mı bir başkaydı, yoksa bizler ya da insanlar mı bir başkaydı?
Bugünlerde her Ramazan ayının gelişiyle birlikte televizyon programlarında, gazete sütunlarında, özel sohbetlerde aynı soru sorulur…
Nerede o eski Ramazanlar?
Sahi nerede o eski Ramazanlar mı, yoksa nerede o eski insanlar mı?
Peki eski Ramazan diye bir şey var mı?
Tabi ki yok…
Ramazanın eskisi ya da yenisi olmaz…
Eskiden ya da bir önceki Ramazan neyse, bugün içinde bulunduğumuz Ramazanda o…
Ramazanlar değişmiyor…
Değişen insanlar, yani bizleriz…
Eskiyen, eskiten, yıpranan, yıpratan, yapan, bozan bizleriz…
Ne yazık ki, bu güzelim ayı, eğlence ayı, televizyonların reyting ayı, rant ayı haline getiren bizleriz…
Ramazan ayı hep aynı…
İlk geldiği günkü gibi…
İbadet ayı…
Dua ayı…
Teravih ayı…
Yardım etme, fakiri fukarayı kollama ve gözetme ayı…
Dahası rahmet ayı…
Ve en önemlisi de sabır ayıdır Ramazan…
Sabırlı değiliz…
Konuyu şuraya getirmeye çalışıyorum…
Özellikle iftara yakın saatlerde, kimse kusura bakmasın trafik magandasıyız…
Bu güzel, bu mübarek ayda bile ayılık yapıyoruz…
Ama insanların aceleciliği, sabırsızlığı, ağızlarını bozmaları canımı çok acıttı…
Korna sesleri, insanların bağırıp çağırması, ağızlarını bozması “pes” dedirtti bana…
İnanılmaz üzüldüm…
Bu mübarek günde, bir kaza olmuş, yardımcı olmak yerine biran önce gideceği yere ulaşabilmek için ağzını bozmanın, dahası “hayvan”laşmanın alemi ne?
Maalesef bizim şehrimizde trafik tam bir rezalet…
Kanunlarla, kurallarla çözülebilecek bir durum değil…
Mesele, biraz insanlıkla, biraz hoşgörüyle ve sabırla çözülür…
Kanunlar, kurallar, şunlar bunlar hikaye…


Yazım sona doğru biraz sert oldu, ama gerçek bu…
Neyse bir tebessümle bağlayalım yazımızı…
Bir Bektaşi babası, hiç sahura kalkmıyormuş, ama iftar sofralarına herkesten önce oturuyormuş. Eşraftan birinin dikkatini çekmiş ve “Baba erenler, sahura kalkmıyorsun, oruç zaten tutmuyorsun, ama iftar sofralarına herkesten önce sen oturuyorsun. Bu nasıl iş?” diye sormuş. Bektaşinin cevabı çok manidar. “Sahura kalkmayabilirim, oruçta tutmayabilirim, bunları yapmıyorum diye Ramazanı tamamen mi terkedelim.”