“RUHU OLMAYAN KASABA”

83 YILDA DEĞİŞEN BİRŞEY OLDU MU?

Yıl 1940…

Türk Edebiyatının unutulmaz ve ismini her andığımızda içimizi yakan Sabahattin Ali’den ve 1940 yılında Orhangazi’ye yaptığı ziyaretten bahsedeceğim sizlere.

Yorum yapmadan aradan geçen 83 senede değişen bir şey olup olmadığına siz karar verin.

Selam adlı öyküsü Sabahattin Ali’nin ilk kez 1940 yılında dergide yayımlanan ve dördüncü öykü kitabı olan Yeni Dünya adlı öykü kitabı içine de yer alan bir öyküsüdür.

Yazar bu öyküsünde Yalova’dan,  Bursa’ya gidecekken İznik gölünü yakından gözlemlemek için Orhangazi’ye inmesi ve bir gece orada kalarak bir berberde tıraş olurken dinlediği bir öyküyü kaleme alması şeklindeki bir öyküsüdür. 

Sabahattin Ali bu öyküsünde Yalova’dan Bursa’ya yaptığı bir yolculuk esnasında Orhangazi (Pazarköy)’de geçirdiği bir günü ve bir berberde tıraş olurken dinlediği bir berberin hikâyesini kaleme almıştır.   Selam adlı öyküsü berberin hikâyesini anlatmaya başladığı yere kadar Sabahattin Ali’nin bir yolculuk ve İznik gölü gezisi anısı şeklindedir.  Bu öykü muhtemelen askerlik görevinin bittiği günlerin akabinde yazılmıştır. “ Fakat menfaatlerin, ince hesapların emir kulu olmaktan kurtulmanın ve aklıma eseni yapıvermenin verdiği rahatlık ve gururun ömrü uzun sürmedi”   Hikâyede bir ibare olarak geçen  “Yaşım otuzu geçti.” İfadesi de yazarın bu hikâyeyi kaleme aldığı yılı işaret eden bir belirti olmaktadır.

Öykünün can alıcı noktası ise öykünün en sonunda şu cümle ile ifadesini bulmuştur. “Bir kuru selamın arkasından başını alıp giden Yusuf’u ve onun, içinde kim bilir ne dünyalar yaşayan, saçsız başını düşünüyordum.”

Okunulması gereken eşsiz bir hikaye gerçekten.

Bir diğer önemli noktası ise Sabahattin Ali gibi bir değerin Orhangazi ile ilgili bir öyküyü kaleme almasıdır.

Ama öykü içerisinde geçen iki ifade;

– Bursa’ya geçecek otobüslerin gelmesine daha bir saatten fazla vakit vardı… ve ben, ruhu olmayan bu kasabadan kaçmak için can atıyordum.

– Kalktım, giyindim ve beni bu küçük kasabada alıkoyan serseriliğe için için güldüm.

Sabahattin Ali, 1940 yılında Orhangazi’yi “Ruhsuz Kasaba” olarak tanımlıyor.

İki günde Orhangazi nasıl bir izlenim verdi ise koca Sabahattin Ali’ye de böyle bir kanıya vardı…

Aradan geçmiş 83 sene.

Sizce değişen bir şey var mı?

Sabahattin Ali üstadın değimi ile “Ruhsuz Kasaba” yazısını sevgili ağabeyim Şerafettin Aldemir’in bu konuya istinaden yazdığı güzel bir şiirle sonlandırmak istedim:

Pazar köy,

Burası,Sabahattin ALİ demiş,

Ruhu ,olmayan ,kasaba…

Bitinyada,

Basilina polis..

Benim ,

Kasabam,eğride olsa,kötü de olsa seviyorum..

Bende,

130 yılın ,hikayesi,

Kısa,

Zaman,

Önce,göç…

Premethaus,diyarın dan..

Ateşi çaldık ve geldik..

Anatiloyo nun ,karnı na..

Beyaz adam olduk…..

Beyaz adam ihanet,

Ateş,hırsızları…

Ölüme,kostu Mavi…!

Ve,

Maviler…..!

Ölenler,oldu……!

Şamil çe,Şeyh Bedrettin ce,Nazım ca………!

Latin Amerika da…..

Che ernosta ca…..

Dün,bir” askerçiğe nişan aldım ,o kadar zayıf ve Çelimsiz idi ‘ki. o na ateş edecek cesareti kendim de bulamadım”

Dünya,

Mavi bir isyan olsun…………..🙂 ŞAL

ONCA DEĞERLİ İSİM VARKEN?

Ülkemiz genelinde hemen hemen her belediyede yaşanan bir sorundan daha doğrusu bir hastalıktan bahsedeceğim.

Orhangazi’de eski açılan cadde ve sokaklara verilen isimleri anlıyoruz verilmiş geçmiş.

Yok, 1 nolu sokak, yok bilmem ne arası sokak ya da caddesi.

Ama yeni verilen cadde ve sokaklara ilçe ile bütünleşen isimler verilsin.

En son Belediye Meclisinde verilen isimler;

Fatih Mahallesi 1 Nolu Cadde ve Hürriyet Mahallesi 1 Nolu Cadde isimleri verildi.

Orhangazi’de o kadar değer ve ilçe ile bütünleşen isim varken nedir bu verilen isimler Allah aşkına.

Zeytin Caddesi, Gedelek Turşusu Caddesi, İznik Gölü Caddesi, Ilıpınar, Ilıca…

Dünya kadar sayılır.

ÇOCUKLARI ZEHİRLEYENLERİ BULUN!

Sosyal medyada paylaşılan ve Marmara İmam Hatip Lisesi’nde çekildiği belirtilen bir videoda lise öğrencisinin kitaptan kopardığı Atatürk fotoğrafına saygısızlık yaparken görüntülendi… Hızla yayıldı…

Sosyal medyada paylaşılan ve Marmara İmam Hatip Lisesi’nde çekildiği belirtilen bir videoda lise öğrencisinin kitaptan kopardığı Atatürk fotoğrafına saygısızlık yaparken görüntülendi…

Hızla yayıldı…

Sosyal medyada ağır hakaretlere uğradı…

Dayakla tehdit edildi…

Ağır ceza verilmesi gerektiği söylendi. Kurucu atalarımıza yönelik yapılan saldırılar elbette karşılıksız kalmamalı…

Ancak, 17 yaşındaki bir çocuğun sosyal medyadan siyaseti de alet edilerek hedef gösterilmesi ne derece doğru?

Bu çocuklarımız okulda, sokakta, belki ailelerinde zehirleniyor. Bu zehrin kaynağını bulmak ve yok etmek zorundayız!

Çocuğun/çocukların Atatürk’e kurucu değerlerimize nefret söylemiyle yaklaşmasına neden olan, zihniyeti ve kişileri hiç sorgulamıyoruz…

Düşmanı yurttan kovan Atatürk’e, çocuklar neden düşman olsun ki!

Atatürk’e hakaret eden, saygısızlık yapan bu çocuğu cezalandırınca bazı kişiler belki mutlu olur! Ancak bu daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkar! Çocukları zehirleyenler amaçlarına ulaşmış olurlar…

Bu nedenle gözaltına alınan çocuğa farklı bir ceza verilmesi gerekir. “Nutuk”u okumasını sağlamak bir yöntemdir…

Belki bu şekilde Atatürk’ü anlayabilir!

İYİ İNSAN OLMA ZARAR VERME YETER!

Büyükler, çocuklara şunu söyler…

-Faydalı bir insan ol! Vatana millete!

Büyük bir hedeftir ama biz kolaylıkla söylüyoruz. Oysa, İnsan olmak kolay değildir. Ulaşılması gereken bir seviyedir…

“İyi insanın bir tanımı var” der, Anooshirvan Miandji, tarifi şöyledir:

-Kendine ve başkalarına zarar vermeyen kişi iyi insandır, bu yüzden faydalı olmak sonra gelir.

Thomas Paine ise “Gelecek nesiller için plan yaparken, erdemin kalıtsal olmadığını hatırlamamız gerekir” der…

İNSANLAR 3’E AYRILIYOR!

Tarif yüzlerce yıl öncesinden  Leonardo da Vinci’den geliyor…

3’e ayrılan insanlar şöyle:

Görenler…

Gösterince görenler…

Asla göremeyenler…

İP FELSEFESİ!

Dostoyevskinin ünlü romanı  Suç ve Ceza’da şöyle bir cümle var:

-Bir iple intihar da edebilirsin, salıncak da kurabilirsin. Hayatın ipleri senin elinde…